Ziyaretçi Defteri EN DEĞERLİ ZAMAN ;şuan - Blogcu



EN DEĞERLİ ZAMAN ;şuan

23/7/2007

bazen...

Kimi zaman bir kesit düşünüyorum hayatımdan,kimi zaman bir ses duyuyorum çok uzaklardan,kalkıveriyorum yerimden başımı hızlıca çeviriyorum o yöne! Ama yok! Nice sonra anlıyorum içimdeki çığlığı,hıçkırıkları,kırgınlıkları...

  Bazen soruyorum kendime neden  çocukken düşdüğümüzde ağlamaya  başıyoruz ya

şimdi  kimse görmeden olduğumuzdan daha grurulu bir eda ile düştüğümüz yerden kalkıp gidiyoruzNe bizi bu kadar değiştiren acılar mı? ,kalbimiz mi taşlaştı?, yoksa hayat bize düşüp yeniden kalmayımı ezberletti ?olmuyor çıkar yol bulamadan yeniden başlıyorum tıpkı ilk gün gibi...

18/8/2006

her hastalığa bir sebze



Vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayan sebzeler, çeşitli hastalıklar söz konusu olduğunda doğal ilaç işlevi görür. Son yıllarda seracılık ve ulaşımın gelişmesi sonucu her mevsim piyasada bulunabilen sebzeler en ucuz tedavi olanağı sunuyor.

SARMISAK: Yüksek tansiyon, grip, tifo, difteri, zehirlenmelerde kullanılıyor. Metabolizmayı düzenleyici özelliğine sahiptir. Günde yarım diş sarmısak kolestrol oranını düşürür. Rahatsız edici kokusunu bastırmak için fesleğen ya da maydanoz çiğnemeyi de unutmamalıdır. Antitoksidan özelliği ile kalbi ve dolaşım sistemini koruyor. Kansere kaşı vücudun direncini arttıran sarmısak, günlük olarak tüketildiğinde bağışıklık sistemini de güçlendiriyor.

SOĞAN: Antiseptik, idrar söktürücü, şeker düşürücü ve sindirimi kolaylaştırıcıdır. Damar yollarını açan soğan, tansiyon düşürücü ilaçların yerine de geçebilir. Midedeki ağırlık hissini giderir, vücudun savunma sisteminin kuvvetlenmesini sağlar, nasıra, sinirliliğe, kabızlığa, gaza, soğukalgınlığına da iyi gelir. Soğan bir antibiyotik gibidir.

MARUL: Vitamin folatı çok yüksektir. Folatın eksikliği, bitkinlik, depresyon, anemi ve enfeksiyonlara karşı bağışıklığın az olmasına neden olur. Marul C ve A vitamini içerir.

KARNIBAHAR: Kansere karşı savaşta etkili olan turpgiller familyasının önemli sebzelerinden biridir. Mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. Karnıbaharın içindeki besinler, enfeksiyonla savaşırken vücudun demir ihtiyacına yardımcı olur ve anemi hastalığını önler.

TERE: Kansızlığı ve pekliği giderir.

BROKOLİ: İnsan vücudunun direncini arttırır. Hücre yenileme özelliği ile kansere iyi geldiği bilimsel olarak kanıtlandı.

ISPANAK: Enerji deposudur ve kan yapar, pekliği giderir, cildi gençleştirir, bağırsakları dezenfekte eder. Kalp ve göz hastalıklarına karşı vücutta doğal koruma sağlar. Özellikle çocukların vücut gelişmelerini sağlıklı şekilde tamamlayabilmeleri için sıklıkla yedirilmelidir.

KEREVİZ: Karaciğer ve böbrekleri çalıştırır; kalbi, akciğerleri ve sinirleri kuvvetlendirir.

DOMATES: İçerdiği 'karoten' ile kanserden koruyucu özellik gösterir. Zihinsel ve bedensel yaşlanmayı yavaşlattığı belirlenen domates, sofralarda her öğünde yerini almalıdır. Domateste, hamilelik süresince kadınların ihtiyacı olan vitamin folatları, kabızlığı rahatlatan ve hemoroidi önleyen lifler bulunmaktadır.

ENGİNAR: Vücut bağışıklığının artmasına yardımcı olan demir ve C vitamini kaynağıdır. Kan basıncını kontrol eden iki mineral ihtiva eder. Karaciğer, pankreas ve böbrekleri kuvvetlendirir ve çalıştırır, kanı temizler, damar sertliği ve börek kumlarını önler.

PIRASA: Kabızlığa iyi gelir. Kaynatılıp suyu içildiğinde ise nefes darlığını giderir.

BAKLA: İdrar yollarını temizler, böbrek ağrısını keser.

LAHANA: Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar, kan şekerini ayarlar.

HAVUÇ: Mide, bağırsak kanamalarına, kansızlığa iyi gelir. Yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, anne sütünü arıtır. Ülser tedavisinde kullanılıyor. Haftada beş defa yenildiğinde bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Grip başta olmak üzere hastalıklara karşı etkili bir silahtır.

TURP: Vücuttaki kum taşlarının düşmesini sağlar. Eklem iltihaplanması, siyatik, astım ve bronşite iyi gelir. Damar sertliğini giderici, romatizma ve öksürük gibi rahatsızlıklara da şifadır. Şeker, nişasta, askorbik asit, lisazm gibi minerallerin yanı sıra narenciyedeki kadar vitamin içerir.

PATATES: Bileşimindeki potasyumdan dolayı vücudun sodyum ve potasyum dengesini sağlar. Açlık kan şekerini düzenleyici etkisi olduğu belirlendi.

TAHIL: Buğday, çavdar bileşimindeki bol miktardaki B1 sayesinde sinir sisteminde etkili, yorgunluğu giderici özelliğe

sahip.

7/8/2006

SİZCE..?

  • Hayatın anlamını çözdün mü çocuk?
    Ya da hiç, bir bulmaca çözdün mü? Hayat tıpkı bir bulmacayı andırır.
    Sorular sorar, cevaplaması senden olan.
    Kurallar koyar umursamadığında onları yürekler yakan.
    Bir de siyah kutucuklar vardır, önüne set çeken.Sen onları aşıp geçmek istediğinde kıpırdamamaya ant içen.
    Çaresizsindir sınıra dayanmış ama aşamamış olduğundan dolayı.
    Geri dönmek istersin
    KURAL 1 dikilir önüne "YOK GERİYE DÖNÜŞ" der. "İLERLEMEYE BAK."
    Çaresizsindir, değişmemiştir hiçbir şey.Başka soruya geçersin.
    Ya bilir; haklı gururunu yaşarsın sevincin, ya da bilmez, bilemez; soğuk nefesini duyarsın ensende, pişmanlık dolu bir iç çekişin.
    Sonra bakarsın, geride kaç boş kutun kalmış doldurmadığın.
    Kaç söylenmedik, yazılmadık kelimen kalmış.
    Benimkiler bir hayli çok çocuk.
    SENİNKİLER NE ALEMDE?

31/7/2006

YARALI AMA GÜÇLÜ TÜM KALPLERE....

Korhan Abay

" Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin".

Bu yol korkaklar için değildir
iyi oldu gelmediğin
Bu sulardan her babayiğit içemez,
Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin.

Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,

Biz,
yürüyemeyeceğin kadar uzak,
düşleyemeyeceğin kadar renkli,
ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.


Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
yalçın tepelerden uzak bir martısın.
Sen, benim için korkak,
herkes için heryerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin.

Alınmanı istemem,
darılman üzer beni,
sana yalan söyleyemem.
Tabi, hep sevdim seni,
sende sığ suları, sende martıları,
açık denizden habersiz balıkları,
sıradan insanları.
Geçemeyeceğin köprüleri,
düşleyemeyeceğin mavileri
sende korkaklığı sevdim.

Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin.

26/7/2006

FİLM GİBİ .....

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....

Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...

Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.

Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

- "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.

Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:

- "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..."

Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

« Önceki ::